Islak Betona Basma Hikâyesi

Günlerden bir Blue Flamers kadim dostum Şafak ile yine yolların kardeşiyiz. Ekibimizden Yusuf’u askere uğurlama takılması için Ankara’ya gelmiş bulunduk. Operasyonumuz sürprizdi, ilk olarak gerekli istihbaratları edinip Yusuf’u bir metro çıkışında kıstırmayı denedik. Şafak ile iki farklı çalıya girmiş metro çıkışını gözlüyorduk. Saman altından pokemon kartı yürüten Yusuf; hangi mantarı aradıysa artık farklı yoldan gelip bizi baltalamıştı. Çalıların arasında yanlış gelmiş kampçılar gibi stupid kaldık. Haberi alınca esas buluşma noktasına yani kafe toplaşmasına yola koyulduk. Yusuf’u er ya da geç basacaktık. Geç oldu çünkü yolda başımıza hikâyenin ana olayı olan talihsizlik geldi. Ara sokaktan geçiyorduk. Grinin farklı tonunda bir kaldırım vardı. Dikkat eksikliği olan iki leyla, ne kaldırımın farklı renkte olduğunu ne de yanındaki uyarı levhasını farkedemedik. Kaldırıma bastığımızda ayaklarımızın hatırlanmak isteyen titanik gibi battığını hissettik. Batmanın o “vıjık” sesi ilk benim ayağımdan geldi “HASSİKTİR” dedim. Ben dedikten salise geçmedi bir “HASSİKTİR” de Şafaktan geldi. Peşi sıra tepkimiz yeterince komikti ki bir üçüncü kere aynı anda “HASSİKTİR” dedik. Ciddi ciddi iki mal aynı anda ıslak betona girmiştik ve bembeyaz gelinliği ile ayakkabılarımız betonla evlenmeye hazırlanıyordu. Kendimizi inleye inleye oradan kurtarıp sokağın düz yoluna attık. Arkasından ikimize de bir gülme krizi geldi. Şafak ile sokağın ortasında hönküre hönküre kahkaha atıyorduk. Hem mallığımıza, hem mallığa verdiğimiz doğal tepkilere gülüyorduk. Sokağı bitirince artık ayakkabılarımızı nasıl temizleyeceğimizi de düşünmeye başladık. Günü kurtaran dükkanının önünden geçtiğimiz bir çiçekçi abi oldu. Güzel abimiz halimize acıyıp kova ile bizi bir güzel suladı. İnsan içine çıkabilecek kıvama geldik. Sonrası Yusuf baskını ile devam ediyor. Hikâyeler de devam ediyor. Bitmeyen stupid hikayelerimizin bir başka serüveninde görüşmek üzere.