Ceviz Üzerine Sohbet


          Issız bir yolda yürümek gibi bir amacım olduğunu hatırlıyorum. Şehir hayatından uzaklaşmak, kendimi insandan saymayarak insanlardan uzaklaşmak istiyordum. Dün gece yıldızları görebilmemden anladığım kadarı ile başarmıştım da. Fakat asla tam olarak tek başıma kalamadım.

           Yola çıkmaya yeni başladığım saatlerde araçların pek sık geçtiği bir caddenin üzerinde çetin bir ceviz bulmuş, öylesine cebime atmıştım. Bu yolculuğa başlangıcın güzel bir anısı olsun diye. Fakat bir süre sonra fark ettim ki o cevizin sahibi olan kargayı yolculuğuma dâhil etmişim. Sıradan bir karga değildi. Diğer kargalar gibi çatılardan izlemiyor, kaybedilebilecek bir tek onuru varmışçasına, park halindeki araçların üstüne konup yolumu kesiyordu. Ona bakarken bir kediye bakarmış gibi bakıp kargalığına hakaret ettim. Uzun bir süre varlığını inkâr ettim. Fakat o takıntılı sevgililer gibi inatla beni bu ıssızlığın ortasına kadar takip etti. Yanımda sadece cep telefonum, bir şişe suyum ve kitabım vardı. Onun ise güneşte kararmış, düşman kemikleri ile bilenmiş gagası ve çelikten olduğuna inanmak istemediğim pençeleri vardı. Bir süre sonra karganın intikam arayışına saygı duydum. Karşıma tek başına çıkmış, gözlerini cevizin olduğu cebime dikmişti. Kargayı asabileştiren bir yavaşlıkta elimi cebime sokup cevizi çıkardım. Ona doğru sunarcasına tutup ‘’Bunu neden istiyorsun?’’ diye sordum. Boynunu dikleştirdi, bir sağına bir soluna hızlıca bakış attı. Daha sonra kanatlarını sanki ağırlığından bıkmışçasına yere saldı. Kafasını yana çevirerek oldukça sakin ve düzgün bir erkek sesi ile ‘’Beni bu kadar yorduktan sonra artık bir önemi kalmadı. Yolculuğun nereye?’’ diye sordu. Doğal olarak çantamın içine örs bırakılmış gibi yere çakıldım. Kalçamın acısı gözlerimi kargadan çevirmeye yetmemişti. Fakat karga usulca cevap bekliyordu. O eski düşmanca bakışları artık daha temkinli ama sıcaktı. Bense az önceki özgüvenimi bir saniye kadar önceki soluğumla beraber kaybetmiştim. Karga yanıt alamayınca geldi omuzuma kondu. ‘’Yolculuğuna eşlik etmek isterim delikanlı, ancak yolculuk boyunca bana tatmin olacağım bir tartışma sunman gerek. Mesela o cevizi yerden neden aldığın ve geri vermediğin ile başlayabiliriz. Ne dersin?’’ diye sordu. Tartışmak kelimesinde yaptığı istemsiz vurgu tüm merakını açığa vuruyordu. Buna güvenip şansımı denedim. Nasılsa peşimden gitmesi için başka türlü ikna olmayacaktı. Yerden kalkarken kargayı sarsıp saygısızlık etmemek için zorlandım. Çantamı düzelttikten sonra ‘’Benim yolum belirsiz. Ancak seninle bu meseleyi bitirebilecek kadar uzun’’ dedim. Karga en aşina olduğum kahkahasını attı. Bana burnumun üzerinden ‘’Başlayacak mısın?’’ diye sordu. Adımlarım yavaşlamıştı fakat kalbimin hızı sabitti. ‘’Cevizin sana ait olduğunu bilmiyordum. Fakat fark ettikten sonra bile sana vermedim. Çünkü bunu çaldığını biliyorum’’ dedim. ‘’Çalmak nedir?’’ diye sordu. Sağıma dönüp bizzat yüzüne karşı açıklamak istiyordum ancak sivri ve siyah silahı, benim gözlerimin önünde çoğu zaman saklanmayı başarmış et parçasından daha tehditkârdı. ‘’Çalmak başkasına ait olan bir malı izinsiz olarak almak veya kullanmaktır.’’ diyerek sözlük açıklaması yaptım. Karga tatminkâr kahkahasını attı ama kanatlarını çırpma bahanesi ile kafama bir iki tane geçirdi. Aradan on saniye geçtikten sonra ‘’Cevizin değerini nasıl ölçüyorsunuz?’’ diye sordu. Böyle bir soru beklemiyordum. Biraz düşündükten sonra ‘’Yıllık hasat miktarına ve insanların maddi durumuna göre’’ dedim. Karga hiç düşünmeden ‘’Benim bir maddi durumum var mı?’’ dedi. Boş bulunarak ‘’Neden olsun ki?’’ dedim. Pürüzsüz burnunu genizden gelen bir hırıltı eşliğinde kulağıma sürttü. Kulak mememi pek kibarca dürterek ‘’Çalmaktan söz edebilmen için.’’ dedi. Ayaklarım adımlamayı bir anda bıraktı. Tartışma hakkıma engel olunmuş gibi algıladım. Ama bir saniye sonra karganın yana yatmış kafasını görünce kirli tüylerini de gördüm. O an anladım. Bu dünyada çalmaktan söz edebilmek için paranın olması gerekiyordu. Kargadan özür dilemek için düşüncelerimden çıkmak üzereydim ama karganın gürültülü kahkahası dört metre ötemden kulaklarımda patlayarak beni istediğimden daha erken uyandırdı.

        Geri dönüş yoluna girmiştim. Elimi cebime atıp hatıra saydığım cevizi aradım ama yoktu. Topraktaki taşı aldım ve havaya atıp tutarak evime kadar gittim.

                                                                                                  Şafak Kökkılıç